Hakkında Künye

Türkiye'de Oyun Sektörü 2

Herkese tekrar merhaba! Hatırlarsanız son sayımızda Türk oyun piyasasının tarihçesinden bahsetmiştik (hatırlamıyorsanız hafızanızı tazeleyelim). Bu ay da henüz tarih sayılamayacak kadar yeni olan oyunlarımızdan bahsedeceğim sizlere.

Önceki yazımda 2005 yılında kalmıştık. Şimdi anlatacağım beş yılı Türk oyun yapımcılarının ve Türk oyun piyasasının çoştuğu dönem olarak gösterebiliriz. Pusu ile başlayan bu dönem Kabus22 ile devam etti ve At ve Kılıç ile zirveye ulaştı.

Açılışı “Pusu: Uyanış” yaptı dedik; ama uzun süren yapım süreci ve kısa süren oyun süresi yüzünden biraz gözden düştü. Ancak oyun asıl darbeyi bu yüzden değil, kopya koruma sistemi nedeniyle aldı. Oyunu kurmak için önce internetten etkinleştirmeniz gerekiyordu; bu da yetmiyormuş gibi bu işlemi sadece üç defa yapabiliyordunuz. Yapım sürecinin uzamasından dolayı zamanının gerisinde kalmış grafikleri bile oyuna bu kadar zarar vermedi. Ciddi eksilerine rağmen güzel yönlerine de bakmaya değer.

Oyunun senaryosunu anlatarak başlayabiliriz. NATO'nun Belçika merkezinde çalışan Fatih Yıldırım sevgilisinden aldığı endişe verici bir mesaj yüzünden Türkiye'ye döner. Mesajda sevgilisi Fatih'in babasının kaybolduğundan ve ortada garip olayların döndüğünden bahseder. Evine ulaşan Fatih silahlı adamlar tarafından saldırıya uğrar ve oyun bundan sonra kontrolleri bize bırakır. Oyunun türü aksiyon; özellikle Max Payne'i oynayanlar hiç yabancılık çekmeyecektir. Daha önce söylediğim gibi oyun süresi pek tatmin edici değil; ama oynadığım o birkaç saatte aldığım zevkin Modern Warfare 2'yi oynarken aldığımdan daha fazla olduğunu söyleyebilirim(bu tamamen kişisel bir düşünce; Pusu'nun daha iyi olduğunu iddia etmiyorum tabii ki). Ne yazık ki artık “Pusu: Uyanış”ı yasal yollardan edinmek mümkün değil. Bir yıldır satın almak istiyorum ama nafile!


Pusu'nun ardından Son Işık Oyun Stüdyosu Kabus22'yi çıkardı. Pusu'ya göre dünya standartlarına biraz daha yaklaşmış olan Kabus22'nin çeşitli Asya ve Avrupa ülkelerinde dağıtımı da yapıldı. Oynanışı oldukça güzeldi. Sırası ile üç farklı karakterle oynama şansımız oluyordu; hepsinin de mekanikleri birbirinden farklıydı. Konusu tıpkı Türk korku filmleri gibi biraz dinsel olsa da işlenişi gayet iyiydi. Ortaya Dehri diye biri çıkar ve çeşitli fani vaatlere dayanan bir dini yaymaya başlar. Önceden bunu gizli bir şekilde dünya liderleri ve güç sahibi insanlar arasında yaymaya çalışır. 2000 yılında ise artık saklanmaya gerek olmadığına karar verir ve yaratık ordusunu 22 havarinin emrine bırakarak dünyayı 22 bölgeye ayırır. Oyunumuz İstanbul'u kapsayan bölgede geçer. Dehri'nin peşinden gitmemiş, ona direnen fazla insan kalmamıştır. Biz böyle bir direniş örgütünün lideri olarak oyuna başlıyoruz. Ana karakterimizin ismi Demir; ancak ileride sevgilisi Ebru ve insan üstü bir varlık olan İnzar ile oynama şansımız da oluyor. Demir ve Ebru'nun oynanışları birbirine yakın olsa da Ebru'nun kullanabildiği silah çeşidi oldukça az. Bence oyunun en zevkli kısmı İnzar ile oynadığımız kısımdı. Oyunun tarzını Resident Evil'den uzaklaştırarak Devil May Cry'a yaklaştıran karakterdir kendisi. Kullandığı kılıçların yanı sıra çeşitli büyüler de yapabiliyordu. Epey bir gaza gelmiştim ben İnzar'ın kontrolünü aldığımda. Tarz olarak her ne kadar Resident Evil'e benzese de (eski oyunlarına tabii) tek farkı İnzar değildi. Yakın dövüş ve çeşitli silahlar sayesinde birçok taktik üretebiliyorduk. Türk oyunları arasında gönlümde bir numaradır Kabus22; herkese de onu şiddetle tavsiye ederim. Bu arada bazı dedikodulara göre Kabus21 de şu anda yapım aşamasında.


Sıra geldi Culpa Innata'ya. Oyun her ne kadar Türk bir ekip tarafından geliştirilmiş olsa da ne yazık ki Türkiye'de piyasaya çıkmadı. Bu duruma yönelik birçok eleştiri var ve hiç de haksız sayılmazlar. Şimdiye kadar anlattıklarıma dikkat ederseniz o zamana kadar yapılmış olan oyunların hiçbiri piyasada fazla tutunamamıştı. Momentum Digital Media Technologies de bundan bir ders çıkarmış olmalı ki böyle bir yol izlemeye karar verdi. Aldous Huxley'in ünlü romanı Cesur Yeni Dünya'yı okuyanlara konu çok yabancı gelmeyecektir. Yakın gelecekte yapılan savaşları ve çıkan krizleri sona erdirmek için "mükemmel" bir sistem kuruluyor. Herkesin mutlu olduğu; işsizliğin, cehaletin, açlığın ve aile kavramının olmadığı bir sistem. Her şey o kadar güzel ki son yaşanan cinayetin üstünden 15 yıl geçmiş. İşte bu 15 yılın ardından bir cinayet daha işlenir. Bu olayın böylesine ütopik bir dünyada nasıl sonuçlara yol açtığını tahmin edebilirsiniz. Biz Phoenix Wallis adındaki bir polis olarak oyuna başlıyoruz. İlerledikçe sistemin mükemmelliği konusunda şüphelenmeye başlıyoruz. Detektif Fırtına gibi bu da bir point&click oyunu. Türünün gereklerini başarı ile yerine getirmiş olsa da grafikleri çağının gerisinde kaldığından oyuncuların bir kısmı tarafından beğenilmedi. Yine de oyuna şans tanıyan birçok kişi senaryosuna ve dünyasına bayıldı. Oldukça karışık yorumlar ve puanlar alan oyunun(en yükseği 100, en düşüğü 40) not ortalaması 66. Son olarak oyunun ikincisi duyuruldu; ancak bir video ve birkaç ekran görüntüsü yayınlandıktan sonra sesi soluğu kesildi. Yayınlanan görüntülerde grafikler oldukça güzel görünüyordu; umarım yakın zamanda yeni gelişmelerle karşımıza çıkar Momentum.

Momentum'a benzer bir strateji izleyen başka bir şirket de Zoetrope Interactive oldu. Muhtemelen Momentum ile aynı sebeple “Darkness Within: In Pursuit of Loath Nolder”ı Türkiye'de piyasaya çıkarmama kararı aldılar. Oyunun türü Piri Keşif Gemisi gibi point&click(evet, point&click türü ikiye ayrılır; ama burada detaylarına girmeyelim). Konuyu sağlam temellere dayandırmak isteyen yapımcılar korku edebiyatının önde gelen ustalarından H.P.Lovecraft'ın eserlerinden esinlendiler. Türe bir yenilik getirmese de güzel bulmacaları ve senaryo işlenişi ile Lovecraft'ın kitaplarını hiç aratmıyordu. Bu sene de oyunun ikincisi çıktı. “Darkness Within: The Dark Linage” de selefine benzer yorumlar ve notlar aldı.

Neyse, biz dönelim memleketimize. Yıl oldu 2007; Türkiye'de Knight Online, Silkroad Online, World of Warcraft gibi MMORPG'ler(massively multiplayer online role-playing game, ya da çok oyunculu devasa rol yapma oyunu) iyice yaygınlaşmıştı. Bu zamana kadar Türkiye'deki MMO potansiyelini fark eden yerli bir yapımcı vardı: Sobee Studios! 2007 Yılında “İstanbul: Kıyamet Vakti”nin betasını sonlandırıp tam sürüme geçtiler. O zamanlar lag sorunları ve içerik yetersizliği gibi nedenlerden dolayı epey olumsuz eleştiriler almıştı ilk Türk MMO oyunu. Ancak daha sonra Meteor Bölgesi ve Derindeki Sır eklentileri ile oyun alanı oldukça genişlemiş ve bol miktarda yeni eşya gelmiş, lag sorunu büyük ölçüde giderilmiştir. En son yayınlanan Migrat ve Sığnak bölgelerinin geliştirilmesi ile piyasaya kutulu özel sürümü de çıkmıştır. Normalde ücretsiz olarak oynanabilen oyunda bazı ayrıcalıklar para ile satın alınabiliyor; bunun için aylık on lira gibi bir ücret ödemeniz gerekli. Tabii yirmi liranıza kıyıp bu özel sürümü alırsanız üç aylık premium üyeliğe, fazladan birçok içeriğe ve postere sahip olabiliyorsunuz. Biraz da konudan bahsedeyim. 1957 yılında Dünya'ya bir meteor çarpar. Meteorun sebep olduğu yıkım muazzam boyutlardadır; ancak bir süre sonra bunun sadece başlangıç olduğu anlaşılır. Zamanla yeraltından asırlardır efsane kabul edilen yaratıklar çıkmaya başlamıştır. Cinler, kurtadamlar hatta hidra gibi yaratıklar medeniyetin eski haline gelmesini imkansız hale getirmiştir. Biz de oyuna 21. yüzyılın başlarında, Eminönü'nde başlarız. Seçebileceğiniz toplam üç sınıf var: savaşçı, şifacı ve büyücü. Oyun bedava olduğundan burada uzun uzun özelliklerini anlatmayacağım; ancak dilerseniz hemen şu adresten oyunu indirebilirsiniz. Sanırım Türkiye'de piyasada tutunmayı başarmış ilk oyundur “İstanbul: Kıyamet Vakti”. Bana sorarsanız oyuna mutlaka bir şans tanıyın.


Rakamlara bakarak konuşacak olursak; bugüne kadar yapılmış en başarılı Türk oyunu At ve Kılıç (Mount&Blade). Hatta aklınızda daha iyi canlanması açısından şunu söyleyebilirim: Warband adlı ek paketi çıktığında Steam üzerinde en çok satan 10 oyunun arasına girmeyi başardı. Oyunun başarısında bilgisayarlara yüklenip bitirilmeden silinen oyunlardan farklı olarak oynanabilirlik ön plana çıkıyor. Oyuncuyu fazla teferruatla oyundan soğutmaması ve hiçbir uğraş vermeden oynanacak bir çocuk oyunu olmaması oyunculara yıllardır aradıkları şeyi veriyor. Ayrıca bütün bunları 2002'de alınmış bilgisayarlarda bile oynanabilecek düzeyde bir grafik optimizasyonuyla sunuyor. 2002'deki bilgisayarlarda oynanabilecek düzey derken yanlış anlaşılmasın; oyunda grafik kalitesini yükselttiğimizde günümüz bilgisayarlarını bile komik duruma düşürecek kadar görsel detay mevcut. Oyunun içinde de her çeşit entrika, aksiyon ve macera mevcut. Komutanızdaki yüz askerle şehirler kuşattıktan sonra anakaraya ün salıp çevredeki soylu hanımların dikkatini çekip onlarla evlenmekten tutun haftalar boyu haydutlar tarafından haritanın çeşitli köşelerine sürüklenmeye kadar başınıza gelebilecek pek çok şey var. Kesinlikle inişli çıkışlı bir oyun olduğu söylenebilir. Eh, ne diyelim; denemeden bilemezsiniz değil mi?

Daha önce KonserVE'den bahsetmiştim, şimdi sıra geldi biraz daha detaylı incelemeye. Lanetin Hikayesi'nden sonra İdriz Çelik, Kukla İnteraktif adında bir şirket kurmuştur. İşte “KonserVE: Gitar ve Bağlama” bu şirketin ilk oyunu olma özelliğini taşıyor. Oyun Guitar Hero ve Rock Band benzeri bir müzik oyunu. Amacınız ekranda çıkan notalara zamanında basmak. Sakın bir ön yargıya kapılmayın; kulağa geldiğinden çok daha eğlenceli bir şey bu(Guitar Hero ya da Rock Band oynamış olanlar zaten bilir). Hele ki işi biraz öğrenip kariyer basamaklarını teker teker çıkmaya başladığınızda sizden mutlusu olmayacaktır. KonserVE'nin türdaşı olan oyunlardan farklı olarak yaptığı ise, oynadıkça kazandığınız puanlarla internet üzerinden yeni şarkılar alabiliyor olmanız. Ayrıca skorunuz da internete kaydediliyor. Oyunda bir de bağlama seçeneğinin olduğunu da unutmamalı tabii. Her ne kadar türe bir yenilik katmasa da on liralık fiyatı ile denenmesi gereken bir yapım (hem daha önce de söylediğim gibi yanında Lanetin Hikayesi ile geliyor). Oyunun resmi sitesine buradan ulaşabilirsiniz.


Geldik son oyunumuza! Türk oyun piyasasının son gözbebeği olan “Evvel Zaman İçinde Nasrettin” adlı oyun sanıyorum ki ülkemizde şimdiye kadar geliştirilen en iyi point&click oyunu olma özelliğine sahip olacak. Henüz oyunu denemediğim için kesin bir şey söyleyemeyeceğim; ancak oyun dergilerinde okuduğum kadarıyla oldukça başarılı ve dünya standartlarında bir oyun olmayı başarmış. Bunun yanında -konusundan olsa gerek- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan da destek almayı başarabilen ilk oyun oldu. Hemen bahsedeyim konusundan: iki bilim adamı bir zaman makinesi icat edip geçmişe giderler ve yanlışlıkla Nasrettin Hoca'nın hafızasını kaybetmesine sebep olurlar. Geri geldiklerinde insanlık depresif ve somurtkan bir hale gelmiştir. Tahmin edebileceğiniz gibi oyun bu durumu düzeltmeye çalışmakla, Nasrettin Hoca'nın hafızasını geri getirmeye uğraşmakla geçiyor. Ne yazık ki oyun henüz piyasaya çıkmadı çıkış tarihi konusunda bir bilgi edinmeyi de maalesef başaramadım. Okuduğum incelemelerden aldığı yüksek notlardan dolayı Zibumi, Dizaynteri ve KODOBUR firmalarını kutlamak istiyorum.

Buradan da gördüğünüz gibi henüz adam akıllı bir sektörümüz olmasa da yavaş yavaş ortaya güzel işler çıkarmaya ve dünya standartlarına yaklaşmaya başlamışız. Şimdiye kadar bu konuda ilerleyemememizin en büyük sebebi sanırım korsana olan düşkünlüğümüz. Bu konuda özellikle paylaşım sitelerine oyunları koyup "Aga emeğe saygı, +rep lütfen" diyen, oyunların yıllarca süren yapım sürecini görmezden gelip kendi yaptığı işi emek olarak gören arkadaşlara seslenmek istiyorum: onca yıllık geliştirme süreci için 20-30 lira vermeye değmez mi? En azından Türk yapımı oyunlara bu özeni gösterseniz olmaz mı? Böyle oyunlar zaten yılda bir, en fazla iki adet çıkıyor. Bir yılda yirmi liranızı bir oyuna verseniz kimse batmaz, ekonominiz çökmez sanırım. Kısacası alın, verin, sektörümüze can verin! :P Sanırım bu aylık anlatmak istediklerim bu kadar, sağlıcakla kalın.

Not: Katkıları için Üstün Yıldırım'a buradan teşekkür ediyorum.

Anton Semchenko
- 10 -